Kurandaki "Hidayet" insan ruhunun olmeden

Kurandaki “Hidayet” insan ruhunun olmeden

 İLETİŞİM , ihtarlar@kuranindir.com ,

Aziz ve Muhterem Din Kardeşim,
sabriekmekci@yahoo.com

Bu yazı “Hidayeti Gizlemeyin! Gizletmeyin!” kategorisine ait bir uyarı yazısıdır.

Türkiyede basılı tüm Kuran meallerini sizlere sunabilmek amacıyla hazırladığımız www.kuranmeali.org sitesinde 28 adet Kuran mealini, hidayet kavramının ayrıntılı olarak açıklandığı 75 ayette ise 45 adet Kuran mealini tarafsız ve yorumsuz olarak mukayese ediyoruz.

Biz www.kuranmeali.org editörleri olarak belki sizin de dahil olduğunuz bir çok çalışma gurubuyla basılı tüm Kuran meallerini araştırmak suretiyle hangi meallerde kasıtlı, hangi meallerde farkında olmadan İslam hakikatlerinin nasıl gizlendiğini tesbit ve ilan etmekteyiz. Bugün hidayet (insan ruhunun ölmeden evvel Allaha ulaşması), Sıratı Müstakim, teslimler ve İslamın 7 safhası gibi tüm kilit İslam kavramları gizlenmekte, bunları açıklayan eserler ise bu bilgilere ulaşmanıza engel olunmak adına toplatılmaktadır. Bugün ülkemizde incelediğimiz dini eserlerin çok büyük bir bölümünün Kuran-ı Kerimi referans olarak kullanmayan, el yazması eserlere dayanan emanniye bir kültürün sonucu olduğunu üzülerek görmekteyiz.

Bu “müjde ve uyarı” yazımızda yine gizlenen Kuran hakikatlerinden bir insanın kurtuluşunu sağlayan yegane müessese olan hidayetin ne olduğunu ve hayata nasıl tatbik edileceğini Kuran ayetleri ışığında sizlerle paylaşmaya çalışacağız.

Allah hepinizden razı olsun.


“Kurândaki Hidayet” insan ruhunun ölmeden evvel Allaha ulaşmasıdır.

Bugün İslâm âleminin önündeki en büyük tuzaklardan biri, “Ruh insana hayat verir. Ruh vücuttan çıkarsa kişi ölür.” anlayışıdır. Bu anlayış, dînimize sonradan sokulmuş, Kurân-ı Kerime tamamen aykırı bir bidattir. Öyle ki bu korkunç bidat sebebiyle Kurândaki hidayetin üzeri örtülmüş, insanlar Allahû Tealânın teslim emirlerinden bîhaber bırakılmışlardır.

İşte bu yazımızda sizlere, Allahû Tealânın ruhu insana nasıl emanet olarak verdiğini ve emanetini neden geri istediğini Kurân-ı Kerim âyetleri ışığında açıklamak istiyoruz.

Hidayete ermek mi? Dalâlette kalmak mı?

Bütün Kurân-ı Kerim boyunca Allahû Tealâ insanları hidayet üzere veya dalalet üzere olarak ikiye ayırmıştır. Hidayet üzere olan insanların kurtuluşa erenler olacağı ve dalalet üzere ölenleri ise hazin bir sonun beklediği Kurân-ı Kerimde kesin hükümlerle yer almıştır.

Hidayet, insan ruhunun yaşarken Allaha ulaştırılmasıdır. Kurânda bir kişinin hidayet üzere bir insan olabilmesi serbest iradeyle yaratılan insanın bir dileğine, bir duasına bağlı olduğu yer alır. Hidayetin gizlenmesi ise o toplumu cehenneme mahkum etmektir. Hidayeti bilerek veya farkına bile varmaksızın gizleyenlerin Kurân-ı Kerime aykırı olmasına rağmen dayandığı 2 tez vardır.

  1. Ruh insana hayat verir, ruh vücuttan ayrılırsa kişi ölür bidati
  2. 1400 yıl boyunda İslamda ruhun Allaha ulaşması yer almamıştır biddati

Aşağıda bölüm-1 ve bölüm-2 başlıklarıyla ele aldığımız bu iki kavram da ne yazık ki dîne sonradan dahil edilmiş hurafelerdir; İslâm âleminin önüne çekilmiş iki karanlık settir. İşte bu iki karanlık setin Kurân âyetleri ışığında bir an evvel yok edilmesi gerekmektedir. Bidatlerle örülmüş bir dîn tatbikatının insanlığı kurtuluşa erdirmesi asla mümkün değildir. Asrın insanı, Allahın dînini yegâne Furkan olan Kurân-ı Kerimden öğrenmeli ve bir an evvel hayatına geçirmelidir.

1. RUH VÜCUTTAN AYRILIRSA İNSAN ÖLÜR MÜ?
İRCİÎ EMRİ BİR ÖLÜM EMRİ MİDİR?

“Ruh vücuttan ayrılırsa kişi ölür” anlayışı, dînimize sonradan girmiş bir büyük hurafedir, iblisin insanlığa bir büyük tuzağıdır. Allahû Tealâ Kurân-ı Keriminde “Hayatı veren de öldüren de biziz.” buyurmaktadır (Mulk-2).

67/MULK-2: Ellezî halakal mevte vel hayâte li yebluvekum eyyukum ahsenu amelâ(amelen), ve huvel azî zul gafûr(gafûru).
“Sizin hanginizin en güzel ameli yapacağını” imtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratan Odur. Ve O; Azizdir, Gafûrdur.

Ruhun insana hayat verdiğine dair tek bir âyet-i kerime mevcut değildir. Kaldı ki, ruh insanda Allahın bir emanetidir. Allahû Tealânın insanı eşref-i mahlûkat kılması da, sadece ve sadece Allahın ona üfürdüğü ruh sebebiyledir. İnsandan başka hiç bir varlık, Allahın ruhunu bünyesinde taşıma yetkisinin sahibi değildir (Secde-9).

32/SECDE-9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sema vel ebsâre vel efideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için semî (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

Ruhumuz Allahtan gelmiştir ve mutlaka Allaha geri dönecektir. Allahû Tealâ bizlere emanet olarak verdiği ruhu, insandan başka hiç bir yaratılmışın üstlenmediğini de Kurân-ı Keriminde açıkça ifade etmektedir.

33/AHZÂB-72: İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).
Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.

Allahû Tealâ emanet olarak verdiği ruhunu biz bu dünya hayatını yaşarken geri istemektedir (Nisa-58).

4/NİSÂ-58: İnnallâhe yemurukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli), innallâhe niımmâ yeızukum bih(bihî), innallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.

Kurân-ı Kerime göre bütün insanlık “İrciî” emrinin muhatabıdır.

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
Rabbine dön (Allahtan) razı olarak ve Allahın rızasını kazanmış olarak!

Fecr Suresinin 28.âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ ruha seslenerek, “İrciî ilâ rabbiki; Rabbine geri dön.” emrini vermektedir. Ölüm halinde ruhu Allaha ulaştıracak olan vazifeli ölüm melekleri vardır. Kurânı Kerim intiharı yasak kıldığı cihetle, Allahû Tealânın insana “öl” emri vermesi de mümkün değildir.

Her kim kendi eliyle hayatına son verirse onun gideceği yer cehennemdir. Buradaki “İrciî” emri ruhun ölmeden evvel Allaha ulaşmasını ihtiva etmektedir. Ruhun Allaha geri dönüşü, kişinin Allaha ulaşmayı dileyerek Allahın vazifeli kıldığı hidayetçiye tâbiiyetiyle başlayan ve 7 tane gök katı aşarak Allahın Zatına ulaşması ile gerçekleşen bir vetiredir.

Dînin yegâne kaynağı Kurân-ı Kerime göre dünya hayatını yaşarken ruhun Allaha ulaşması farzdır. Peygamber Efendimiz (S.A.V) de; “Ölmeden evvel ölünüz.” hadîs-i şerifiyle ruhun Allaha ulaşmasının farziyetini dile getirmiştir. 14 asır evvel bütün sahâbe bu emri yerine getirerek hidayete ulaşmışlardır (Zumer-17,18).

39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en yabudûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allaha yöneldiler (Allaha ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allahın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûlelbabtır (daimî zikrin sahipleri).

Bütün bu âyet-i kerimelerden de anlaşılıyor ki; “İrciî” emri bir ölüm emri değildir.

Ne yazık ki Peygamber Efendimiz (S.A.V)den 14 asır sonra bugün İslâm katledilmiş, ruhun Allaha ulaşma farziyeti yok edilmiştir.

Sevgili kardeşlerimiz! Dünya hayatında ruhun Allaha ulaşması yoktur, iddiası dînimize sonradan girmiş bir büyük hurafedir. İblisin insanlığa bir büyük tuzağıdır.

Allahû Tealânın Şûrâ suresinin 13., Rad suresinin 21., Bakara suresinin 120. ve Al-i İmran suresinin 73. âyet-i kerimelerinde Allahû Tealânın ne dediğine dikkatlice bakalım!

42/Şura-13: … Allah dilediğini Kendisine seçer. Ve seçtiklerinden kim Allaha ulaşmayı dilerse, onları Kendisine ulaştırır.

13/Rad-21: … Onlar, Allahın Kendisine ulaştırmasını istedikleri şeyi, Ona ulaştırırlar.

2/Bakara-120: …Muhakkak ki Allaha ulaşmak (Allahın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir…

3/Ali İmran-73: … Muhakkak ki hidayet Allaha ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allaha ulaşmasıdır.)…

Acaba Allahın Kendisine ulaştırılmasını istediği şey nedir?

O Allah ki, en sevgili mahlûkunu sadece ve sadece Kendi Zatına davet etmektedir. Ve O Allah ki Kurân-ı Keriminde “Her şey aslına rücû eder” buyurmaktadır.

  • Nasıl ki fizik vücut topraktan yaratılmıştır, toprağa dönecektir.
  • Nasıl ki nefsimiz berzah âlemine aittir, Allaha dönmesi söz konusu bile değildir.
  • O halde söyler misiniz bizlere “Allaha ulaş” emrinin muhatabı kimdir sevgili kardeşlerimiz? Değil mi ki Allahû Tealâ Kurân-ı Keriminde “Sana ruhtan sorarlar. De ki: ruh Rabbinin emrindendir.” buyuruyor…

O halde Allaha ulaşma yetkisi sadece ruhumuza ait değil midir; ne diyorsunuz?

SEVGİLİ DÎN ADAMLARI! SİZLERİ BİR KEZ DAHA DOĞRUYU ORTAYA KOYMAK ÜZERE BİR BİRLİKTELİĞE DAVET EDİYORUZ. LÜTFEN SÖZLERİMİZE KULAK VERİNİZ…

Kurân-ı Kerim sizler için de Furkan değil midir?

Allahû Tealâ Kurân-ı Keriminde; “Biz bu kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık” buyurmuyor mu?
Ve dahi “Öldüren de hayatı veren de biziz.” demiyor mu?

YETMEZ!

“Biz ona ruhumuzdan üfürdük.” , ” İnsandan başkası emaneti yüklenmekten kaçındı.” buyurmuyor mu?

O halde biz sizlere sormaz mıyız ki;
İnsanın dışındaki diğer canlılar nasıl oluyor da hayatlarını sürdürebiliyorlar sevgili kardeşlerimiz? Söyler misiniz bize ruhları olmadığı halde, onlara hayat veren kim?

Hanginiz hayvanlarda ruh olduğuna dair bir tek âyet-i kerime gösterebilirsiniz bize?

Unutmayınız ki hayatın ve ölümün kaynağı şüphesiz Allahû Tealâdır. Öyleyse “ruh insana hayat verir” ifadesi, Kurân-ı Kerime tamamen aykırı bir bidattir; dîne sonradan sokulmuş bir hurafedir.

2. Ruhun Allaha ulaştırılması farziyetini dile getiren İslâmî eserler
Hidayeti yani insan ruhunun Allaha ulaştırılmasını konu edinen eserler toplatılarak insanların bu eserlere ulaşması engellenmektedir.

14 yüzyıllık İslâm tarihinde, bir eser kaleme alan hemen her ermiş evliya hidayetten yani insan ruhunun yaşarken Allahû Tealâya ulaştırılmasının farziyetinden bahsetmiştir. Ancak bu eserler tespit edildiğinde her seferinde en kısa sürede piyasadan toplatılmış ve hidayetin gizlenmesi amacına hizmet edenler vazifelerini yerine getirmişlerdir.

Ne buyuruyordu 13.asrın müceddidi Said-i Nursi Hazretleri? Toplatılan ve gizlenen Tılsımlar mecmuası adlı eserinde buyuruyordu ki:

Fâniyim fâni olanı istemem
Acizim aciz olanı istemem
Ruhumu Rahmâna teslim eyledim
Gayrısını istemem.

Sh>(Tls:93)

Öyleyse sizlere sormaz mıyız ki; Ruh hayat veriyor olsaydı eğer; “Beddiüzzaman, ölmeden evvel ruhunu Rahmâna teslim edebilir miydi?” sevgili kardeşlerimiz?

Peki ya; Zübdetül Hakayık kitabında, Aynül Küzâti Hemadanînin, Eğer mezhebi bir kişiyi Hakka ulaştırmıyorsa, o kişi Müslüman değildir. Ben beni Hakka götürmeyen mezhebi ateşe verir yakarım. Benim arzum ne dîndir, ne de mezheb, ben senin yolunu, seni istiyorum.” sözleri size bir şeyler söylemiyor mu?

Peki ya Lâ mekâna kavm olan Yunus? Yunus nasıl teslim etti ruhunu Allaha; ne diyorsunuz?

Allahın her devirdeki evliyaları nasıl ki ruhlarını Allaha ulaştırmışlar ve eserlerinde daim ölmeden evvel Allaha ulaşmaktan bahsetmişlerse, o halde insana hayatı veren gerçekten de ruh mudur ne diyorsunuz?

Eğer ön yargılarınızı, sizlere el yazması kitaplardan öğretilen o faydasız ilmi bir tarafa bırakıp, Kurân-ı Kerimi hakkıyla incelerseniz, biz inanıyoruz ki bu aldanış, İblisin bu sonu gelmeyen tuzağı sizlerin sayesinde gün ışığına çıkacak.

Bırakın bütün iç kavgalarınızı bir yana… Gururunuzu, makamınızı, ününüzü bırakın sevgili kardeşlerim?

Ey sevgili dîn kardeşlerimiz! Faydasız ilmin karanlığından kurtarın kendinizi artık ve dahi sizden ilim alan binlercesini, bu kör karanlığın
içinden çekip çıkarın.

Biz sizi Allaha ve Kurâna davet ediyoruz sevgili kardeşlerimiz. Başka bir şey değil istediğimiz. Araştırın ve Kurân âyetlerinin gerçek muhtevasına inin. O zaman göreceksiniz Allahın güzelliklerini bütün boyutlarıyla ve kalbinizi yepyeni bir sevginin sarmaladığını, içinizin bambaşka bir aşkla kıpırdadığını hissedeceksiniz. Bütün korkularınız bitecek o zaman. Sizi siz yapan diplomalarınızın ağırlığından kurtulup, yalnız Allah için olmanın zevkine varacaksınız sevgili kardeşlerimiz.

Ne kaybedersiniz bir inceleseniz… Sizleri bir parça düşünmeye davet ediyoruz… Ve diyoruz ki;

    • Allahû Tealânın yarattığı mahlûkatın içerisinde sadece insana ruhundan üfürdüğü…
    • Her şeyin aslına rücû edeceği…
    • Allahın davetinin Allahın Zatına olduğu…
    • Ve dahi intihar eden kişinin gideceği yerin cehennem olacağı Kurân-ı Kerim ile kesinlik kazanmışken…

Allahû Tealâ Fecr Suresindeki “İrciî” emriyle, insana ölmeyi mi (intiharı mı) emrediyor, ne diyorsunuz?

SONUÇ
Hem bu dünya hem sonsuz ahiret mutluluğuna erişmek için Allaha ulaşmayı dilemek yeterlidir!

Bizim sizden ricamız odur ki; Allahın üzerinizdeki emaneti olan ruhunuzu ölmeden önce Allaha ulaştırmayı dileyiniz. Peygamber Efendimiz (S.A.V) “Ölmeden önce ölünüz” hadîs-i şerifini, işte bu farz emre istinaden söylemiştir. Ruhunuz Allahın sizdeki emanetidir, onu Allaha ölmeden önce teslim etmek durumundasınız. Kaldı ki İslâm “Teslim” demektir. Kim Allaha ruhunu ölmeden önce ulaştırırsa ona “eren” denir, “ermiş evliya” denir. Bu kişi nereye ermiştir? Allaha ermiştir. Nesi ermiştir? Ruhu ermiştir. İşte ruhun Allaha ermesinin Kurân-ı Kerimdeki adı, hidayete ermektir.

O Allah, bizi sadece ve sadece Kendisine davet eden? Bakın ki O, ne buyuruyor tüm zamanlara kılavuz olarak gönderdiği hayat kitabında?

2/Bakara-120: …Muhakkak ki Allaha ulaşmak (Allahın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir…

3/Ali İmran-73: … Muhakkak ki hidayet Allaha ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allaha ulaşmasıdır.)…

Bir küçücük dilek sevgili kardeşlerim!

“Ey yüce Allahım, nasıl onca ermiş (Allaha ermiş) evliyan var ise, ne olur benim de ruhumu ölmeden evvel Sana ulaştır, beni de ermiş kulların arasına al. Amin.”

İşte böyle bir dileği yapan kişi, Kurân-ı Kerim standartlarına göre hem dünya mutluluğuna, hem de sonsuz ahiret mutluluğuna adım atmıştır.

Bir insanın yaşarken ruhunu Allaha ulaştırmayı dilemesi, o insan ile Allahû Tealâ arasında kurulacak kopmaz bir bağı (urvetul vuska) teşkil etmektedir.

Allahû Tealânın hepimizi hidayetine erdirdiği kullarından eylemesi dilek ve dualarımızla…

Dîn öğreticileri için SON SÖZ
Sevgili dîn adamları, bizim kapımız sizlere her zaman açıktır. Sizlere ispat vesilesi olarak sunduğumuz âyetleri mutlaka incelemelisiniz. Unutmayınız ki, araştırmadığınız cihetle bu vebali taşımaya devam etmektesiniz. Hem sizlerin, hem milyonların kurtuluşu gizlenen hidayetin öğrenilmesine, yaşanılmasına ve öğretilmesine bağlıdır.

Eğer anlattığımız başlıklardan herhangi birine şüphe içerisindeyseniz, lütfen bizimle iletişim kurunuz. Biliniz ki ne zaman ve de hangi platformda tartışmak isterseniz, biz her zaman sizinle bir birlikteliğe hazırız.

İstanbul   Arnavutköy, Avcılar, Bağcılar, Bahçelievler, Bakırköy, Başakşehir, Bayrampaşa, Beşiktaş, Beylikdüzü, Beyoğlu, Büyükçekmece, Çatalca, Maslak, Esenler, Esenyurt, Fatih, Gaziosmanpaşa, Güngören, Kağıthane, Mecidiyeköy, Maslak, Küçükçekmece, Sarıyer, Silivri, Sultangazi, Şişli, Zeytinburnu, Ataköy, Florya, Yeşilköy, Yeşilyurt, Bahçesehir, Beylikdüzü, Kemerburgaz, Kemercountry, Zekeriyaköy, Gaziosmanpaşa, Etiler, Ulus, Taksim; Moda, Beykoz Konakları, Acarkent, Kavacık, Beylerbeyi, Ataşehir, Beykoz, Çekmeköy, Kartal, Kadıköy, Maltepe, Pendik, Sancaktepe, Sultanbeyli, Şile, Tuzla, Ümraniye, Üsküdar, Bebek, Hisarüstü, Ortaköy, Baltalimanı, Emirgan, Tarabya, İstinye, Yeniköy, Kireçburnu, Fenerbahçe, Feneryolu, Caddebostan, Bağdat Caddesi, Bostancı, Göztepe, Erenköy, Ziverbey, Eminönü, Sultanahmet, Çemberlitaş, Beyazit, Topkapı, Merter, Şirinevler

Ankara, Kırklareli, Edirne, Tekirdağ, Çanakkale, Balıkesir, Bursa, Yalova, İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Zonguldak, Bolu, Bilecik, Eskişehir, Kütahya, Manisa, İzmir, Aydın, Muğla, Denizli Burdur Uşak Afyon Isparta Antalya Konya Mersin Karaman Aksaray Kırşehir Kırıkkale Çankırı Karabük Bartın Kastamonu Sinop Çorum Yozgat Nevşehir Niğde Adana Hatay Osmaniye K. Maraş Kayseri Sivas Tokat Amasya Samsun Ordu Giresun Erzincan Malatya Gaziantep Kilis Şanlıurfa Adıyaman Gümüşhane Trabzon Rize Bayburt Erzurum Artvin Ardahan Kars Ağrı Iğdır Tunceli Elazığ Diyarbakır Mardin Batman Siirt Şırnak Bitlis Bingöl Muş Van Hakkari

Kurandaki "Hidayet" insan ruhunun olmeden

Kurandaki “Hidayet” insan ruhunun olmeden

 İLETİŞİM , ihtarlar@kuranindir.com ,

Aziz ve Muhterem Din Kardeşim,
sabriekmekci@yahoo.com

Bu yazı “Hidayeti Gizlemeyin! Gizletmeyin!” kategorisine ait bir uyarı yazısıdır.

Türkiyede basılı tüm Kuran meallerini sizlere sunabilmek amacıyla hazırladığımız www.kuranmeali.org sitesinde 28 adet Kuran mealini, hidayet kavramının ayrıntılı olarak açıklandığı 75 ayette ise 45 adet Kuran mealini tarafsız ve yorumsuz olarak mukayese ediyoruz.

Biz www.kuranmeali.org editörleri olarak belki sizin de dahil olduğunuz bir çok çalışma gurubuyla basılı tüm Kuran meallerini araştırmak suretiyle hangi meallerde kasıtlı, hangi meallerde farkında olmadan İslam hakikatlerinin nasıl gizlendiğini tesbit ve ilan etmekteyiz. Bugün hidayet (insan ruhunun ölmeden evvel Allaha ulaşması), Sıratı Müstakim, teslimler ve İslamın 7 safhası gibi tüm kilit İslam kavramları gizlenmekte, bunları açıklayan eserler ise bu bilgilere ulaşmanıza engel olunmak adına toplatılmaktadır. Bugün ülkemizde incelediğimiz dini eserlerin çok büyük bir bölümünün Kuran-ı Kerimi referans olarak kullanmayan, el yazması eserlere dayanan emanniye bir kültürün sonucu olduğunu üzülerek görmekteyiz.

Bu “müjde ve uyarı” yazımızda yine gizlenen Kuran hakikatlerinden bir insanın kurtuluşunu sağlayan yegane müessese olan hidayetin ne olduğunu ve hayata nasıl tatbik edileceğini Kuran ayetleri ışığında sizlerle paylaşmaya çalışacağız.

Allah hepinizden razı olsun.


“Kurândaki Hidayet” insan ruhunun ölmeden evvel Allaha ulaşmasıdır.

Bugün İslâm âleminin önündeki en büyük tuzaklardan biri, “Ruh insana hayat verir. Ruh vücuttan çıkarsa kişi ölür.” anlayışıdır. Bu anlayış, dînimize sonradan sokulmuş, Kurân-ı Kerime tamamen aykırı bir bidattir. Öyle ki bu korkunç bidat sebebiyle Kurândaki hidayetin üzeri örtülmüş, insanlar Allahû Tealânın teslim emirlerinden bîhaber bırakılmışlardır.

İşte bu yazımızda sizlere, Allahû Tealânın ruhu insana nasıl emanet olarak verdiğini ve emanetini neden geri istediğini Kurân-ı Kerim âyetleri ışığında açıklamak istiyoruz.

Hidayete ermek mi? Dalâlette kalmak mı?

Bütün Kurân-ı Kerim boyunca Allahû Tealâ insanları hidayet üzere veya dalalet üzere olarak ikiye ayırmıştır. Hidayet üzere olan insanların kurtuluşa erenler olacağı ve dalalet üzere ölenleri ise hazin bir sonun beklediği Kurân-ı Kerimde kesin hükümlerle yer almıştır.

Hidayet, insan ruhunun yaşarken Allaha ulaştırılmasıdır. Kurânda bir kişinin hidayet üzere bir insan olabilmesi serbest iradeyle yaratılan insanın bir dileğine, bir duasına bağlı olduğu yer alır. Hidayetin gizlenmesi ise o toplumu cehenneme mahkum etmektir. Hidayeti bilerek veya farkına bile varmaksızın gizleyenlerin Kurân-ı Kerime aykırı olmasına rağmen dayandığı 2 tez vardır.

  1. Ruh insana hayat verir, ruh vücuttan ayrılırsa kişi ölür bidati
  2. 1400 yıl boyunda İslamda ruhun Allaha ulaşması yer almamıştır biddati

Aşağıda bölüm-1 ve bölüm-2 başlıklarıyla ele aldığımız bu iki kavram da ne yazık ki dîne sonradan dahil edilmiş hurafelerdir; İslâm âleminin önüne çekilmiş iki karanlık settir. İşte bu iki karanlık setin Kurân âyetleri ışığında bir an evvel yok edilmesi gerekmektedir. Bidatlerle örülmüş bir dîn tatbikatının insanlığı kurtuluşa erdirmesi asla mümkün değildir. Asrın insanı, Allahın dînini yegâne Furkan olan Kurân-ı Kerimden öğrenmeli ve bir an evvel hayatına geçirmelidir.

1. RUH VÜCUTTAN AYRILIRSA İNSAN ÖLÜR MÜ?
İRCİÎ EMRİ BİR ÖLÜM EMRİ MİDİR?

“Ruh vücuttan ayrılırsa kişi ölür” anlayışı, dînimize sonradan girmiş bir büyük hurafedir, iblisin insanlığa bir büyük tuzağıdır. Allahû Tealâ Kurân-ı Keriminde “Hayatı veren de öldüren de biziz.” buyurmaktadır (Mulk-2).

67/MULK-2: Ellezî halakal mevte vel hayâte li yebluvekum eyyukum ahsenu amelâ(amelen), ve huvel azî zul gafûr(gafûru).
“Sizin hanginizin en güzel ameli yapacağını” imtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratan Odur. Ve O; Azizdir, Gafûrdur.

Ruhun insana hayat verdiğine dair tek bir âyet-i kerime mevcut değildir. Kaldı ki, ruh insanda Allahın bir emanetidir. Allahû Tealânın insanı eşref-i mahlûkat kılması da, sadece ve sadece Allahın ona üfürdüğü ruh sebebiyledir. İnsandan başka hiç bir varlık, Allahın ruhunu bünyesinde taşıma yetkisinin sahibi değildir (Secde-9).

32/SECDE-9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sema vel ebsâre vel efideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için semî (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

Ruhumuz Allahtan gelmiştir ve mutlaka Allaha geri dönecektir. Allahû Tealâ bizlere emanet olarak verdiği ruhu, insandan başka hiç bir yaratılmışın üstlenmediğini de Kurân-ı Keriminde açıkça ifade etmektedir.

33/AHZÂB-72: İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).
Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.

Allahû Tealâ emanet olarak verdiği ruhunu biz bu dünya hayatını yaşarken geri istemektedir (Nisa-58).

4/NİSÂ-58: İnnallâhe yemurukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli), innallâhe niımmâ yeızukum bih(bihî), innallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.

Kurân-ı Kerime göre bütün insanlık “İrciî” emrinin muhatabıdır.

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
Rabbine dön (Allahtan) razı olarak ve Allahın rızasını kazanmış olarak!

Fecr Suresinin 28.âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ ruha seslenerek, “İrciî ilâ rabbiki; Rabbine geri dön.” emrini vermektedir. Ölüm halinde ruhu Allaha ulaştıracak olan vazifeli ölüm melekleri vardır. Kurânı Kerim intiharı yasak kıldığı cihetle, Allahû Tealânın insana “öl” emri vermesi de mümkün değildir.

Her kim kendi eliyle hayatına son verirse onun gideceği yer cehennemdir. Buradaki “İrciî” emri ruhun ölmeden evvel Allaha ulaşmasını ihtiva etmektedir. Ruhun Allaha geri dönüşü, kişinin Allaha ulaşmayı dileyerek Allahın vazifeli kıldığı hidayetçiye tâbiiyetiyle başlayan ve 7 tane gök katı aşarak Allahın Zatına ulaşması ile gerçekleşen bir vetiredir.

Dînin yegâne kaynağı Kurân-ı Kerime göre dünya hayatını yaşarken ruhun Allaha ulaşması farzdır. Peygamber Efendimiz (S.A.V) de; “Ölmeden evvel ölünüz.” hadîs-i şerifiyle ruhun Allaha ulaşmasının farziyetini dile getirmiştir. 14 asır evvel bütün sahâbe bu emri yerine getirerek hidayete ulaşmışlardır (Zumer-17,18).

39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en yabudûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allaha yöneldiler (Allaha ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allahın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûlelbabtır (daimî zikrin sahipleri).

Bütün bu âyet-i kerimelerden de anlaşılıyor ki; “İrciî” emri bir ölüm emri değildir.

Ne yazık ki Peygamber Efendimiz (S.A.V)den 14 asır sonra bugün İslâm katledilmiş, ruhun Allaha ulaşma farziyeti yok edilmiştir.

Sevgili kardeşlerimiz! Dünya hayatında ruhun Allaha ulaşması yoktur, iddiası dînimize sonradan girmiş bir büyük hurafedir. İblisin insanlığa bir büyük tuzağıdır.

Allahû Tealânın Şûrâ suresinin 13., Rad suresinin 21., Bakara suresinin 120. ve Al-i İmran suresinin 73. âyet-i kerimelerinde Allahû Tealânın ne dediğine dikkatlice bakalım!

42/Şura-13: … Allah dilediğini Kendisine seçer. Ve seçtiklerinden kim Allaha ulaşmayı dilerse, onları Kendisine ulaştırır.

13/Rad-21: … Onlar, Allahın Kendisine ulaştırmasını istedikleri şeyi, Ona ulaştırırlar.

2/Bakara-120: …Muhakkak ki Allaha ulaşmak (Allahın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir…

3/Ali İmran-73: … Muhakkak ki hidayet Allaha ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allaha ulaşmasıdır.)…

Acaba Allahın Kendisine ulaştırılmasını istediği şey nedir?

O Allah ki, en sevgili mahlûkunu sadece ve sadece Kendi Zatına davet etmektedir. Ve O Allah ki Kurân-ı Keriminde “Her şey aslına rücû eder” buyurmaktadır.

  • Nasıl ki fizik vücut topraktan yaratılmıştır, toprağa dönecektir.
  • Nasıl ki nefsimiz berzah âlemine aittir, Allaha dönmesi söz konusu bile değildir.
  • O halde söyler misiniz bizlere “Allaha ulaş” emrinin muhatabı kimdir sevgili kardeşlerimiz? Değil mi ki Allahû Tealâ Kurân-ı Keriminde “Sana ruhtan sorarlar. De ki: ruh Rabbinin emrindendir.” buyuruyor…

O halde Allaha ulaşma yetkisi sadece ruhumuza ait değil midir; ne diyorsunuz?

SEVGİLİ DÎN ADAMLARI! SİZLERİ BİR KEZ DAHA DOĞRUYU ORTAYA KOYMAK ÜZERE BİR BİRLİKTELİĞE DAVET EDİYORUZ. LÜTFEN SÖZLERİMİZE KULAK VERİNİZ…

Kurân-ı Kerim sizler için de Furkan değil midir?

Allahû Tealâ Kurân-ı Keriminde; “Biz bu kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık” buyurmuyor mu?
Ve dahi “Öldüren de hayatı veren de biziz.” demiyor mu?

YETMEZ!

“Biz ona ruhumuzdan üfürdük.” , ” İnsandan başkası emaneti yüklenmekten kaçındı.” buyurmuyor mu?

O halde biz sizlere sormaz mıyız ki;
İnsanın dışındaki diğer canlılar nasıl oluyor da hayatlarını sürdürebiliyorlar sevgili kardeşlerimiz? Söyler misiniz bize ruhları olmadığı halde, onlara hayat veren kim?

Hanginiz hayvanlarda ruh olduğuna dair bir tek âyet-i kerime gösterebilirsiniz bize?

Unutmayınız ki hayatın ve ölümün kaynağı şüphesiz Allahû Tealâdır. Öyleyse “ruh insana hayat verir” ifadesi, Kurân-ı Kerime tamamen aykırı bir bidattir; dîne sonradan sokulmuş bir hurafedir.

2. Ruhun Allaha ulaştırılması farziyetini dile getiren İslâmî eserler
Hidayeti yani insan ruhunun Allaha ulaştırılmasını konu edinen eserler toplatılarak insanların bu eserlere ulaşması engellenmektedir.

14 yüzyıllık İslâm tarihinde, bir eser kaleme alan hemen her ermiş evliya hidayetten yani insan ruhunun yaşarken Allahû Tealâya ulaştırılmasının farziyetinden bahsetmiştir. Ancak bu eserler tespit edildiğinde her seferinde en kısa sürede piyasadan toplatılmış ve hidayetin gizlenmesi amacına hizmet edenler vazifelerini yerine getirmişlerdir.

Ne buyuruyordu 13.asrın müceddidi Said-i Nursi Hazretleri? Toplatılan ve gizlenen Tılsımlar mecmuası adlı eserinde buyuruyordu ki:

Fâniyim fâni olanı istemem
Acizim aciz olanı istemem
Ruhumu Rahmâna teslim eyledim
Gayrısını istemem.

Sh>(Tls:93)

Öyleyse sizlere sormaz mıyız ki; Ruh hayat veriyor olsaydı eğer; “Beddiüzzaman, ölmeden evvel ruhunu Rahmâna teslim edebilir miydi?” sevgili kardeşlerimiz?

Peki ya; Zübdetül Hakayık kitabında, Aynül Küzâti Hemadanînin, Eğer mezhebi bir kişiyi Hakka ulaştırmıyorsa, o kişi Müslüman değildir. Ben beni Hakka götürmeyen mezhebi ateşe verir yakarım. Benim arzum ne dîndir, ne de mezheb, ben senin yolunu, seni istiyorum.” sözleri size bir şeyler söylemiyor mu?

Peki ya Lâ mekâna kavm olan Yunus? Yunus nasıl teslim etti ruhunu Allaha; ne diyorsunuz?

Allahın her devirdeki evliyaları nasıl ki ruhlarını Allaha ulaştırmışlar ve eserlerinde daim ölmeden evvel Allaha ulaşmaktan bahsetmişlerse, o halde insana hayatı veren gerçekten de ruh mudur ne diyorsunuz?

Eğer ön yargılarınızı, sizlere el yazması kitaplardan öğretilen o faydasız ilmi bir tarafa bırakıp, Kurân-ı Kerimi hakkıyla incelerseniz, biz inanıyoruz ki bu aldanış, İblisin bu sonu gelmeyen tuzağı sizlerin sayesinde gün ışığına çıkacak.

Bırakın bütün iç kavgalarınızı bir yana… Gururunuzu, makamınızı, ününüzü bırakın sevgili kardeşlerim?

Ey sevgili dîn kardeşlerimiz! Faydasız ilmin karanlığından kurtarın kendinizi artık ve dahi sizden ilim alan binlercesini, bu kör karanlığın iç
inden çekip çıkarın.

Biz sizi Allaha ve Kurâna davet ediyoruz sevgili kardeşlerimiz. Başka bir şey değil istediğimiz. Araştırın ve Kurân âyetlerinin gerçek muhtevasına inin. O zaman göreceksiniz Allahın güzelliklerini bütün boyutlarıyla ve kalbinizi yepyeni bir sevginin sarmaladığını, içinizin bambaşka bir aşkla kıpırdadığını hissedeceksiniz. Bütün korkularınız bitecek o zaman. Sizi siz yapan diplomalarınızın ağırlığından kurtulup, yalnız Allah için olmanın zevkine varacaksınız sevgili kardeşlerimiz.

Ne kaybedersiniz bir inceleseniz… Sizleri bir parça düşünmeye davet ediyoruz… Ve diyoruz ki;

    • Allahû Tealânın yarattığı mahlûkatın içerisinde sadece insana ruhundan üfürdüğü…
    • Her şeyin aslına rücû edeceği…
    • Allahın davetinin Allahın Zatına olduğu…
    • Ve dahi intihar eden kişinin gideceği yerin cehennem olacağı Kurân-ı Kerim ile kesinlik kazanmışken…

Allahû Tealâ Fecr Suresindeki “İrciî” emriyle, insana ölmeyi mi (intiharı mı) emrediyor, ne diyorsunuz?

SONUÇ
Hem bu dünya hem sonsuz ahiret mutluluğuna erişmek için Allaha ulaşmayı dilemek yeterlidir!

Bizim sizden ricamız odur ki; Allahın üzerinizdeki emaneti olan ruhunuzu ölmeden önce Allaha ulaştırmayı dileyiniz. Peygamber Efendimiz (S.A.V) “Ölmeden önce ölünüz” hadîs-i şerifini, işte bu farz emre istinaden söylemiştir. Ruhunuz Allahın sizdeki emanetidir, onu Allaha ölmeden önce teslim etmek durumundasınız. Kaldı ki İslâm “Teslim” demektir. Kim Allaha ruhunu ölmeden önce ulaştırırsa ona “eren” denir, “ermiş evliya” denir. Bu kişi nereye ermiştir? Allaha ermiştir. Nesi ermiştir? Ruhu ermiştir. İşte ruhun Allaha ermesinin Kurân-ı Kerimdeki adı, hidayete ermektir.

O Allah, bizi sadece ve sadece Kendisine davet eden? Bakın ki O, ne buyuruyor tüm zamanlara kılavuz olarak gönderdiği hayat kitabında?

2/Bakara-120: …Muhakkak ki Allaha ulaşmak (Allahın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir…

3/Ali İmran-73: … Muhakkak ki hidayet Allaha ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allaha ulaşmasıdır.)…

Bir küçücük dilek sevgili kardeşlerim!

“Ey yüce Allahım, nasıl onca ermiş (Allaha ermiş) evliyan var ise, ne olur benim de ruhumu ölmeden evvel Sana ulaştır, beni de ermiş kulların arasına al. Amin.”

İşte böyle bir dileği yapan kişi, Kurân-ı Kerim standartlarına göre hem dünya mutluluğuna, hem de sonsuz ahiret mutluluğuna adım atmıştır.

Bir insanın yaşarken ruhunu Allaha ulaştırmayı dilemesi, o insan ile Allahû Tealâ arasında kurulacak kopmaz bir bağı (urvetul vuska) teşkil etmektedir.

Allahû Tealânın hepimizi hidayetine erdirdiği kullarından eylemesi dilek ve dualarımızla…

Dîn öğreticileri için SON SÖZ
Sevgili dîn adamları, bizim kapımız sizlere her zaman açıktır. Sizlere ispat vesilesi olarak sunduğumuz âyetleri mutlaka incelemelisiniz. Unutmayınız ki, araştırmadığınız cihetle bu vebali taşımaya devam etmektesiniz. Hem sizlerin, hem milyonların kurtuluşu gizlenen hidayetin öğrenilmesine, yaşanılmasına ve öğretilmesine bağlıdır.

Eğer anlattığımız başlıklardan herhangi birine şüphe içerisindeyseniz, lütfen bizimle iletişim kurunuz. Biliniz ki ne zaman ve de hangi platformda tartışmak isterseniz, biz her zaman sizinle bir birlikteliğe hazırız.

İstanbul   Arnavutköy, Avcılar, Bağcılar, Bahçelievler, Bakırköy, Başakşehir, Bayrampaşa, Beşiktaş, Beylikdüzü, Beyoğlu, Büyükçekmece, Çatalca, Maslak, Esenler, Esenyurt, Fatih, Gaziosmanpaşa, Güngören, Kağıthane, Mecidiyeköy, Maslak, Küçükçekmece, Sarıyer, Silivri, Sultangazi, Şişli, Zeytinburnu, Ataköy, Florya, Yeşilköy, Yeşilyurt, Bahçesehir, Beylikdüzü, Kemerburgaz, Kemercountry, Zekeriyaköy, Gaziosmanpaşa, Etiler, Ulus, Taksim; Moda, Beykoz Konakları, Acarkent, Kavacık, Beylerbeyi, Ataşehir, Beykoz, Çekmeköy, Kartal, Kadıköy, Maltepe, Pendik, Sancaktepe, Sultanbeyli, Şile, Tuzla, Ümraniye, Üsküdar, Bebek, Hisarüstü, Ortaköy, Baltalimanı, Emirgan, Tarabya, İstinye, Yeniköy, Kireçburnu, Fenerbahçe, Feneryolu, Caddebostan, Bağdat Caddesi, Bostancı, Göztepe, Erenköy, Ziverbey, Eminönü, Sultanahmet, Çemberlitaş, Beyazit, Topkapı, Merter, Şirinevler

Ankara, Kırklareli, Edirne, Tekirdağ, Çanakkale, Balıkesir, Bursa, Yalova, İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Zonguldak, Bolu, Bilecik, Eskişehir, Kütahya, Manisa, İzmir, Aydın, Muğla, Denizli Burdur Uşak Afyon Isparta Antalya Konya Mersin Karaman Aksaray Kırşehir Kırıkkale Çankırı Karabük Bartın Kastamonu Sinop Çorum Yozgat Nevşehir Niğde Adana Hatay Osmaniye K. Maraş Kayseri Sivas Tokat Amasya Samsun Ordu Giresun Erzincan Malatya Gaziantep Kilis Şanlıurfa Adıyaman Gümüşhane Trabzon Rize Bayburt Erzurum Artvin Ardahan Kars Ağrı Iğdır Tunceli Elazığ Diyarbakır Mardin Batman Siirt Şırnak Bitlis Bingöl Muş Van Hakkari

Alo Usta Servisi sabri usta 538 786 5518 mobilya kornis dolap montaj servisi
sitemizin eski linklerinden buraya gelmişseniz ana sayfamızdan site içeriklerini görüntüleyebilirsiniz saygılarımızla link http://www.aloustaservisi.com tel 0538 786 5518 sabri usta korniş perde dolap stor matkaplık ve montaj işleriniz için 7 24

Kurandaki "Hidayet" insan ruhunun olmeden

Kurandaki “Hidayet” insan ruhunun olmeden

 İLETİŞİM , ihtarlar@kuranindir.com ,

Aziz ve Muhterem Din Kardeşim,
sabriekmekci@yahoo.com

Bu yazı “Hidayeti Gizlemeyin! Gizletmeyin!” kategorisine ait bir uyarı yazısıdır.

Türkiyede basılı tüm Kuran meallerini sizlere sunabilmek amacıyla hazırladığımız www.kuranmeali.org sitesinde 28 adet Kuran mealini, hidayet kavramının ayrıntılı olarak açıklandığı 75 ayette ise 45 adet Kuran mealini tarafsız ve yorumsuz olarak mukayese ediyoruz.

Biz www.kuranmeali.org editörleri olarak belki sizin de dahil olduğunuz bir çok çalışma gurubuyla basılı tüm Kuran meallerini araştırmak suretiyle hangi meallerde kasıtlı, hangi meallerde farkında olmadan İslam hakikatlerinin nasıl gizlendiğini tesbit ve ilan etmekteyiz. Bugün hidayet (insan ruhunun ölmeden evvel Allaha ulaşması), Sıratı Müstakim, teslimler ve İslamın 7 safhası gibi tüm kilit İslam kavramları gizlenmekte, bunları açıklayan eserler ise bu bilgilere ulaşmanıza engel olunmak adına toplatılmaktadır. Bugün ülkemizde incelediğimiz dini eserlerin çok büyük bir bölümünün Kuran-ı Kerimi referans olarak kullanmayan, el yazması eserlere dayanan emanniye bir kültürün sonucu olduğunu üzülerek görmekteyiz.

Bu “müjde ve uyarı” yazımızda yine gizlenen Kuran hakikatlerinden bir insanın kurtuluşunu sağlayan yegane müessese olan hidayetin ne olduğunu ve hayata nasıl tatbik edileceğini Kuran ayetleri ışığında sizlerle paylaşmaya çalışacağız.

Allah hepinizden razı olsun.


“Kurândaki Hidayet” insan ruhunun ölmeden evvel Allaha ulaşmasıdır.

Bugün İslâm âleminin önündeki en büyük tuzaklardan biri, “Ruh insana hayat verir. Ruh vücuttan çıkarsa kişi ölür.” anlayışıdır. Bu anlayış, dînimize sonradan sokulmuş, Kurân-ı Kerime tamamen aykırı bir bidattir. Öyle ki bu korkunç bidat sebebiyle Kurândaki hidayetin üzeri örtülmüş, insanlar Allahû Tealânın teslim emirlerinden bîhaber bırakılmışlardır.

İşte bu yazımızda sizlere, Allahû Tealânın ruhu insana nasıl emanet olarak verdiğini ve emanetini neden geri istediğini Kurân-ı Kerim âyetleri ışığında açıklamak istiyoruz.

Hidayete ermek mi? Dalâlette kalmak mı?

Bütün Kurân-ı Kerim boyunca Allahû Tealâ insanları hidayet üzere veya dalalet üzere olarak ikiye ayırmıştır. Hidayet üzere olan insanların kurtuluşa erenler olacağı ve dalalet üzere ölenleri ise hazin bir sonun beklediği Kurân-ı Kerimde kesin hükümlerle yer almıştır.

Hidayet, insan ruhunun yaşarken Allaha ulaştırılmasıdır. Kurânda bir kişinin hidayet üzere bir insan olabilmesi serbest iradeyle yaratılan insanın bir dileğine, bir duasına bağlı olduğu yer alır. Hidayetin gizlenmesi ise o toplumu cehenneme mahkum etmektir. Hidayeti bilerek veya farkına bile varmaksızın gizleyenlerin Kurân-ı Kerime aykırı olmasına rağmen dayandığı 2 tez vardır.

  1. Ruh insana hayat verir, ruh vücuttan ayrılırsa kişi ölür bidati
  2. 1400 yıl boyunda İslamda ruhun Allaha ulaşması yer almamıştır biddati

Aşağıda bölüm-1 ve bölüm-2 başlıklarıyla ele aldığımız bu iki kavram da ne yazık ki dîne sonradan dahil edilmiş hurafelerdir; İslâm âleminin önüne çekilmiş iki karanlık settir. İşte bu iki karanlık setin Kurân âyetleri ışığında bir an evvel yok edilmesi gerekmektedir. Bidatlerle örülmüş bir dîn tatbikatının insanlığı kurtuluşa erdirmesi asla mümkün değildir. Asrın insanı, Allahın dînini yegâne Furkan olan Kurân-ı Kerimden öğrenmeli ve bir an evvel hayatına geçirmelidir.

1. RUH VÜCUTTAN AYRILIRSA İNSAN ÖLÜR MÜ?
İRCİÎ EMRİ BİR ÖLÜM EMRİ MİDİR?

“Ruh vücuttan ayrılırsa kişi ölür” anlayışı, dînimize sonradan girmiş bir büyük hurafedir, iblisin insanlığa bir büyük tuzağıdır. Allahû Tealâ Kurân-ı Keriminde “Hayatı veren de öldüren de biziz.” buyurmaktadır (Mulk-2).

67/MULK-2: Ellezî halakal mevte vel hayâte li yebluvekum eyyukum ahsenu amelâ(amelen), ve huvel azî zul gafûr(gafûru).
“Sizin hanginizin en güzel ameli yapacağını” imtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratan Odur. Ve O; Azizdir, Gafûrdur.

Ruhun insana hayat verdiğine dair tek bir âyet-i kerime mevcut değildir. Kaldı ki, ruh insanda Allahın bir emanetidir. Allahû Tealânın insanı eşref-i mahlûkat kılması da, sadece ve sadece Allahın ona üfürdüğü ruh sebebiyledir. İnsandan başka hiç bir varlık, Allahın ruhunu bünyesinde taşıma yetkisinin sahibi değildir (Secde-9).

32/SECDE-9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sema vel ebsâre vel efideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için semî (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

Ruhumuz Allahtan gelmiştir ve mutlaka Allaha geri dönecektir. Allahû Tealâ bizlere emanet olarak verdiği ruhu, insandan başka hiç bir yaratılmışın üstlenmediğini de Kurân-ı Keriminde açıkça ifade etmektedir.

33/AHZÂB-72: İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).
Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.

Allahû Tealâ emanet olarak verdiği ruhunu biz bu dünya hayatını yaşarken geri istemektedir (Nisa-58).

4/NİSÂ-58: İnnallâhe yemurukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli), innallâhe niımmâ yeızukum bih(bihî), innallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.

Kurân-ı Kerime göre bütün insanlık “İrciî” emrinin muhatabıdır.

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
Rabbine dön (Allahtan) razı olarak ve Allahın rızasını kazanmış olarak!

Fecr Suresinin 28.âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ ruha seslenerek, “İrciî ilâ rabbiki; Rabbine geri dön.” emrini vermektedir. Ölüm halinde ruhu Allaha ulaştıracak olan vazifeli ölüm melekleri vardır. Kurânı Kerim intiharı yasak kıldığı cihetle, Allahû Tealânın insana “öl” emri vermesi de mümkün değildir.

Her kim kendi eliyle hayatına son verirse onun gideceği yer cehennemdir. Buradaki “İrciî” emri ruhun ölmeden evvel Allaha ulaşmasını ihtiva etmektedir. Ruhun Allaha geri dönüşü, kişinin Allaha ulaşmayı dileyerek Allahın vazifeli kıldığı hidayetçiye tâbiiyetiyle başlayan ve 7 tane gök katı aşarak Allahın Zatına ulaşması ile gerçekleşen bir vetiredir.

Dînin yegâne kaynağı Kurân-ı Kerime göre dünya hayatını yaşarken ruhun Allaha ulaşması farzdır. Peygamber Efendimiz (S.A.V) de; “Ölmeden evvel ölünüz.” hadîs-i şerifiyle ruhun Allaha ulaşmasının farziyetini dile getirmiştir. 14 asır evvel bütün sahâbe bu emri yerine getirerek hidayete ulaşmışlardır (Zumer-17,18).

39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en yabudûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allaha yöneldiler (Allaha ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allahın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûlelbabtır (daimî zikrin sahipleri).

Bütün bu âyet-i kerimelerden de anlaşılıyor ki; “İrciî” emri bir ölüm emri değildir.

Ne yazık ki Peygamber Efendimiz (S.A.V)den 14 asır sonra bugün İslâm katledilmiş, ruhun Allaha ulaşma farziyeti yok edilmiştir.

Sevgili kardeşlerimiz! Dünya hayatında ruhun Allaha ulaşması yoktur, iddiası dînimize sonradan girmiş bir büyük hurafedir. İblisin insanlığa bir büyük tuzağıdır.

Allahû Tealânın Şûrâ suresinin 13., Rad suresinin 21., Bakara suresinin 120. ve Al-i İmran suresinin 73. âyet-i kerimelerinde Allahû Tealânın ne dediğine dikkatlice bakalım!

42/Şura-13: … Allah dilediğini Kendisine seçer. Ve seçtiklerinden kim Allaha ulaşmayı dilerse, onları Kendisine ulaştırır.

13/Rad-21: … Onlar, Allahın Kendisine ulaştırmasını istedikleri şeyi, Ona ulaştırırlar.

2/Bakara-120: …Muhakkak ki Allaha ulaşmak (Allahın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir…

3/Ali İmran-73: … Muhakkak ki hidayet Allaha ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allaha ulaşmasıdır.)…

Acaba Allahın Kendisine ulaştırılmasını istediği şey nedir?

O Allah ki, en sevgili mahlûkunu sadece ve sadece Kendi Zatına davet etmektedir. Ve O Allah ki Kurân-ı Keriminde “Her şey aslına rücû eder” buyurmaktadır.

  • Nasıl ki fizik vücut topraktan yaratılmıştır, toprağa dönecektir.
  • Nasıl ki nefsimiz berzah âlemine aittir, Allaha dönmesi söz konusu bile değildir.
  • O halde söyler misiniz bizlere “Allaha ulaş” emrinin muhatabı kimdir sevgili kardeşlerimiz? Değil mi ki Allahû Tealâ Kurân-ı Keriminde “Sana ruhtan sorarlar. De ki: ruh Rabbinin emrindendir.” buyuruyor…

O halde Allaha ulaşma yetkisi sadece ruhumuza ait değil midir; ne diyorsunuz?

SEVGİLİ DÎN ADAMLARI! SİZLERİ BİR KEZ DAHA DOĞRUYU ORTAYA KOYMAK ÜZERE BİR BİRLİKTELİĞE DAVET EDİYORUZ. LÜTFEN SÖZLERİMİZE KULAK VERİNİZ…

Kurân-ı Kerim sizler için de Furkan değil midir?

Allahû Tealâ Kurân-ı Keriminde; “Biz bu kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık” buyurmuyor mu?
Ve dahi “Öldüren de hayatı veren de biziz.” demiyor mu?

YETMEZ!

“Biz ona ruhumuzdan üfürdük.” , ” İnsandan başkası emaneti yüklenmekten kaçındı.” buyurmuyor mu?

O halde biz sizlere sormaz mıyız ki;
İnsanın dışındaki diğer canlılar nasıl oluyor da hayatlarını sürdürebiliyorlar sevgili kardeşlerimiz? Söyler misiniz bize ruhları olmadığı halde, onlara hayat veren kim?

Hanginiz hayvanlarda ruh olduğuna dair bir tek âyet-i kerime gösterebilirsiniz bize?

Unutmayınız ki hayatın ve ölümün kaynağı şüphesiz Allahû Tealâdır. Öyleyse “ruh insana hayat verir” ifadesi, Kurân-ı Kerime tamamen aykırı bir bidattir; dîne sonradan sokulmuş bir hurafedir.

2. Ruhun Allaha ulaştırılması farziyetini dile getiren İslâmî eserler
Hidayeti yani insan ruhunun Allaha ulaştırılmasını konu edinen eserler toplatılarak insanların bu eserlere ulaşması engellenmektedir.

14 yüzyıllık İslâm tarihinde, bir eser kaleme alan hemen her ermiş evliya hidayetten yani insan ruhunun yaşarken Allahû Tealâya ulaştırılmasının farziyetinden bahsetmiştir. Ancak bu eserler tespit edildiğinde her seferinde en kısa sürede piyasadan toplatılmış ve hidayetin gizlenmesi amacına hizmet edenler vazifelerini yerine getirmişlerdir.

Ne buyuruyordu 13.asrın müceddidi Said-i Nursi Hazretleri? Toplatılan ve gizlenen Tılsımlar mecmuası adlı eserinde buyuruyordu ki:

Fâniyim fâni olanı istemem
Acizim aciz olanı istemem
Ruhumu Rahmâna teslim eyledim
Gayrısını istemem.

Sh>(Tls:93)

Öyleyse sizlere sormaz mıyız ki; Ruh hayat veriyor olsaydı eğer; “Beddiüzzaman, ölmeden evvel ruhunu Rahmâna teslim edebilir miydi?” sevgili kardeşlerimiz?

Peki ya; Zübdetül Hakayık kitabında, Aynül Küzâti Hemadanînin, Eğer mezhebi bir kişiyi Hakka ulaştırmıyorsa, o kişi Müslüman değildir. Ben beni Hakka götürmeyen mezhebi ateşe verir yakarım. Benim arzum ne dîndir, ne de mezheb, ben senin yolunu, seni istiyorum.” sözleri size bir şeyler söylemiyor mu?

Peki ya Lâ mekâna kavm olan Yunus? Yunus nasıl teslim etti ruhunu Allaha; ne diyorsunuz?

Allahın her devirdeki evliyaları nasıl ki ruhlarını Allaha ulaştırmışlar ve eserlerinde daim ölmeden evvel Allaha ulaşmaktan bahsetmişlerse, o halde insana hayatı veren gerçekten de ruh mudur ne diyorsunuz?

Eğer ön yargılarınızı, sizlere el yazması kitaplardan öğretilen o faydasız ilmi bir tarafa bırakıp, Kurân-ı Kerimi hakkıyla incelerseniz, biz inanıyoruz ki bu aldanış, İblisin bu sonu gelmeyen tuzağı sizlerin sayesinde gün ışığına çıkacak.

Bırakın bütün iç kavgalarınızı bir yana… Gururunuzu, makamınızı, ününüzü bırakın sevgili kardeşlerim?

Ey sevgili dîn kardeşlerimiz! Faydasız ilmin karanlığından kurtarın kendinizi artık ve dahi sizden ilim alan binlercesini, bu kör karanlığın iç
inden çekip çıkarın.

Biz sizi Allaha ve Kurâna davet ediyoruz sevgili kardeşlerimiz. Başka bir şey değil istediğimiz. Araştırın ve Kurân âyetlerinin gerçek muhtevasına inin. O zaman göreceksiniz Allahın güzelliklerini bütün boyutlarıyla ve kalbinizi yepyeni bir sevginin sarmaladığını, içinizin bambaşka bir aşkla kıpırdadığını hissedeceksiniz. Bütün korkularınız bitecek o zaman. Sizi siz yapan diplomalarınızın ağırlığından kurtulup, yalnız Allah için olmanın zevkine varacaksınız sevgili kardeşlerimiz.

Ne kaybedersiniz bir inceleseniz… Sizleri bir parça düşünmeye davet ediyoruz… Ve diyoruz ki;

    • Allahû Tealânın yarattığı mahlûkatın içerisinde sadece insana ruhundan üfürdüğü…
    • Her şeyin aslına rücû edeceği…
    • Allahın davetinin Allahın Zatına olduğu…
    • Ve dahi intihar eden kişinin gideceği yerin cehennem olacağı Kurân-ı Kerim ile kesinlik kazanmışken…

Allahû Tealâ Fecr Suresindeki “İrciî” emriyle, insana ölmeyi mi (intiharı mı) emrediyor, ne diyorsunuz?

SONUÇ
Hem bu dünya hem sonsuz ahiret mutluluğuna erişmek için Allaha ulaşmayı dilemek yeterlidir!

Bizim sizden ricamız odur ki; Allahın üzerinizdeki emaneti olan ruhunuzu ölmeden önce Allaha ulaştırmayı dileyiniz. Peygamber Efendimiz (S.A.V) “Ölmeden önce ölünüz” hadîs-i şerifini, işte bu farz emre istinaden söylemiştir. Ruhunuz Allahın sizdeki emanetidir, onu Allaha ölmeden önce teslim etmek durumundasınız. Kaldı ki İslâm “Teslim” demektir. Kim Allaha ruhunu ölmeden önce ulaştırırsa ona “eren” denir, “ermiş evliya” denir. Bu kişi nereye ermiştir? Allaha ermiştir. Nesi ermiştir? Ruhu ermiştir. İşte ruhun Allaha ermesinin Kurân-ı Kerimdeki adı, hidayete ermektir.

O Allah, bizi sadece ve sadece Kendisine davet eden? Bakın ki O, ne buyuruyor tüm zamanlara kılavuz olarak gönderdiği hayat kitabında?

2/Bakara-120: …Muhakkak ki Allaha ulaşmak (Allahın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir…

3/Ali İmran-73: … Muhakkak ki hidayet Allaha ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allaha ulaşmasıdır.)…

Bir küçücük dilek sevgili kardeşlerim!

“Ey yüce Allahım, nasıl onca ermiş (Allaha ermiş) evliyan var ise, ne olur benim de ruhumu ölmeden evvel Sana ulaştır, beni de ermiş kulların arasına al. Amin.”

İşte böyle bir dileği yapan kişi, Kurân-ı Kerim standartlarına göre hem dünya mutluluğuna, hem de sonsuz ahiret mutluluğuna adım atmıştır.

Bir insanın yaşarken ruhunu Allaha ulaştırmayı dilemesi, o insan ile Allahû Tealâ arasında kurulacak kopmaz bir bağı (urvetul vuska) teşkil etmektedir.

Allahû Tealânın hepimizi hidayetine erdirdiği kullarından eylemesi dilek ve dualarımızla…

Dîn öğreticileri için SON SÖZ
Sevgili dîn adamları, bizim kapımız sizlere her zaman açıktır. Sizlere ispat vesilesi olarak sunduğumuz âyetleri mutlaka incelemelisiniz. Unutmayınız ki, araştırmadığınız cihetle bu vebali taşımaya devam etmektesiniz. Hem sizlerin, hem milyonların kurtuluşu gizlenen hidayetin öğrenilmesine, yaşanılmasına ve öğretilmesine bağlıdır.

Eğer anlattığımız başlıklardan herhangi birine şüphe içerisindeyseniz, lütfen bizimle iletişim kurunuz. Biliniz ki ne zaman ve de hangi platformda tartışmak isterseniz, biz her zaman sizinle bir birlikteliğe hazırız.

İstanbul   Arnavutköy, Avcılar, Bağcılar, Bahçelievler, Bakırköy, Başakşehir, Bayrampaşa, Beşiktaş, Beylikdüzü, Beyoğlu, Büyükçekmece, Çatalca, Maslak, Esenler, Esenyurt, Fatih, Gaziosmanpaşa, Güngören, Kağıthane, Mecidiyeköy, Maslak, Küçükçekmece, Sarıyer, Silivri, Sultangazi, Şişli, Zeytinburnu, Ataköy, Florya, Yeşilköy, Yeşilyurt, Bahçesehir, Beylikdüzü, Kemerburgaz, Kemercountry, Zekeriyaköy, Gaziosmanpaşa, Etiler, Ulus, Taksim; Moda, Beykoz Konakları, Acarkent, Kavacık, Beylerbeyi, Ataşehir, Beykoz, Çekmeköy, Kartal, Kadıköy, Maltepe, Pendik, Sancaktepe, Sultanbeyli, Şile, Tuzla, Ümraniye, Üsküdar, Bebek, Hisarüstü, Ortaköy, Baltalimanı, Emirgan, Tarabya, İstinye, Yeniköy, Kireçburnu, Fenerbahçe, Feneryolu, Caddebostan, Bağdat Caddesi, Bostancı, Göztepe, Erenköy, Ziverbey, Eminönü, Sultanahmet, Çemberlitaş, Beyazit, Topkapı, Merter, Şirinevler

Ankara, Kırklareli, Edirne, Tekirdağ, Çanakkale, Balıkesir, Bursa, Yalova, İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Zonguldak, Bolu, Bilecik, Eskişehir, Kütahya, Manisa, İzmir, Aydın, Muğla, Denizli Burdur Uşak Afyon Isparta Antalya Konya Mersin Karaman Aksaray Kırşehir Kırıkkale Çankırı Karabük Bartın Kastamonu Sinop Çorum Yozgat Nevşehir Niğde Adana Hatay Osmaniye K. Maraş Kayseri Sivas Tokat Amasya Samsun Ordu Giresun Erzincan Malatya Gaziantep Kilis Şanlıurfa Adıyaman Gümüşhane Trabzon Rize Bayburt Erzurum Artvin Ardahan Kars Ağrı Iğdır Tunceli Elazığ Diyarbakır Mardin Batman Siirt Şırnak Bitlis Bingöl Muş Van Hakkari